bultenler-s

Salgın hastalık tehdidinin yürürlükteki sözleşmelere etkisi.

Ülkemizde de olumsuz etkilerini göstermeye başlayan Koronavirüsün iş dünyasına ve sözleşmelere yönelik mevcut ve olası hukuki etkileri dikkate alındığında karşımıza OHAL, mücbir sebep ve aşırı ifa güçlüğü kavramları çıkmaktadır. Çalışmamızda mevcut durum ve olası durum çerçevesinde bu üç hukuki kavram değerlendirilmiştir.

I. OLAĞANÜSTÜ HAL

Anayasa’mızın 119. maddesinde olağanüstü hal yönetimi düzenlenmiştir. Buna göre, tehlikeli bir salgın hastalığın ortaya çıkması halinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edilebilecek ve bu süre Cumhurbaşkanının talebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından her defasında dört ayı geçmemek üzere uzatılabilecektir. Söz konusu süre zarfında ise, vatandaşlar için getirilecek para, mal ve çalışma yükümlülükleri ile temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya geçici olarak durdurulacağı, hangi hükümlerin uygulanacağı ve işlemlerin nasıl yürütüleceği kanunla düzenlenecektir.

II. MÜCBİR SEBEP

Mücbir sebep Yargıtay kararlarında da açıkça ifade bulduğu üzere öğretide, tarafların iradeleri dışında meydana gelen, kaçınılması ya da bertaraf edilmesi objektif olarak imkânsız olan, bu nedenle de borçluya isnat edilemeyen, sözleşmenin ifasını imkânsız kılan olaylar olarak tanımlanmaktadır. Yani mutlak kaçınılmaz şekilde borcun ihlaline sebep olan, önceden sezilemeyen ve meydana gelmesine de karşı konulamayan olaylar mücbir sebep sayılır. Doktrindeki bu tanımdan hareket edilerek mücbir sebebin unsurları, ifanın imkânsızlaşmasına yol açan harici bir olayın meydana gelmesi, borcun ihlali, meydana gelen olay ile borcun ihlali arasında illiyet bağı bulunması, borcun ihlalinin objektif olarak öngörülemez ve kaçınılmaz olması şeklinde sayılabilir.

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/11-90 E. 2018/1259 K. sayılı kararında;

“Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen genel bir davranış normunun veya borcun ihlaline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.

Yukarıdaki açıklamadan da anlaşılacağı gibi mücbir sebebin bir takım unsurları vardır. Öncelikle mücbir sebep, zorlayıcı bir olaydır. Bu olay doğal, sosyal veya hukuki bir olay olabileceği gibi insana bağlı beşeri bir olay da olabilir. Bu olay, zarar verenin faaliyet ve işletmesi dışında kalan bir olay olmalıdır. Mücbir sebep sebebiyle zarar veren, bir davranış normunu veya sözleşmeden doğan bir borcu ihlal etmiş olmalıdır. Yine mücbir sebep, davranış normunun ihlali ya da borca aykırılığın sebebi olmalı ve kaçınılmaz bir şekilde buna yol açmış olmalıdır. Kaçınılmazlık kavramı, mücbir sebep yönünden karşı konulmazlık ve önlenemezlik kavramını da kapsar. Mücbir sebebin bir diğer unsuru ise öngörülmezliktir.”şeklinde belirtilmiştir.

Bu kapsamda, olağanüstü hal ilan edilmesini tek başına mücbir sebep olarak değerlendirmek doğru olmayacaktır. Olağanüstü hal ilanının mücbir sebep sayılabilmesi için borcun yerine getirilememesi ile arasında illiyet bağının var olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir. Bir başka deyişle, olağanüstü hal kapsamında Kanun’da öngörülen şekilde alınan tedbirlerin sözleşmenin taraflarını etkiler nitelikte olması gerekmektedir. Hatta söz konusu etki, borcun ifasını engelliyor olmalıdır. Salt olağanüstü hal ilanı, sözleşmeden doğan yükümlülüğünü yerine getirmeyen tarafın dayanabileceği bir mücbir sebep değildir.

Salgın hastalığın mücbir sebep olarak nitelendirilerek ifa imkânsızlığı oluşturacağından söz edebilmek için de sözleşmenin niteliği, borçlanılan edimler ve sözleşmelerde mücbir sebep vb. hallerin düzenlenip düzenlenmediğinin incelenmesi ve buna göre bir tespit yapılması gerekmektedir.

Örnek olarak, eser sözleşmesinde yalnızca ithal ürünün kullanılması sureti ile eserin tamamlanabilmesinin söz konusu olduğu durumlarda yüklenicinin ürünün sevkiyatının durması nedeni ile edimin ifasının imkânsızlığını ileri sürerek Türk Borçlar Kanununun 136 maddesi kapsamında borcun ifa yükümlülüğünü sona erdiğinden bahsetmesi söz konusu olabilecektir.

III. AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ

Sözleşmeler bakımından tarafların edimlerini yerine getirememeleri halinde durumun şartlarına ve salgının gücüne göre Türk Borçlar Kanununun aşırı ifa güçlüğüne ilişkin 138. Maddesinin uygulama alanı bulması da gündeme gelebilir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 138. Maddesine göre;

“Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.”

Böylelikle, edimin yerine getirilmesinin yukarıda mücbir sebep başlığı altında izah edildiği şekilde imkânsız hale gelmesi halinde Türk Borçlar Kanunun 136. Maddesi uyarınca tarafların borcu sona erecektir. Ancak edimin ifasının imkânsız hale gelmemekle beraber edimin ifasının önemli ölçüde güçleşmesi halinde ilgili tarafça uyarlama talep edilmesi söz konusu olacaktır. Başka bir deyişle, mücbir sebep, edimin ifasının borçlu veya bir başka kişi tarafından mümkün olmamasını ifade ederken, aşırı ifa güçlüğünde ifanın imkânsızlaşması söz konusu değildir. Bunun aksine edimin ifası hala mümkündür, sadece güçleşmiştir.

Konuyu kira hukuku bağlamında bir örnek ile değerlendirecek olur isek, son dönemde salgın hastalık tehdidi nedeni ile Alışveriş Merkezlerine gelen ziyaretçi sayısının azaldığı gerçektir. Bu durumda, alışveriş merkezi içinde bulunan mağazaların satışlarının ciddi anlamda etkilenmesi de kaçınılmazdır. Fakat durumun Türk Borçlar Kanunun 136. maddesi kapsamında mücbir sebep teşkil ettiğinden bahisle kira ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırdığından bahsedilemez. Zira, kira sözleşmesinde kullanma kiracının şahsıyla ilgili olmayan ve herkes için mevcut olan objektif bir sebep dolayısıyla mümkün olmuyorsa (örneğin binada çıkan bulaşıcı hastalık dolayısıyla içeri girememe veya kiracının kusuru olmaksızın evin tamamen yanması gibi) bu durum ifa imkansızlığı olarak değerlendirileceğinden kiracı kira bedelini ödemeye mecbur tutulamaz; bu durumda kira borcu ödeme yükümlülüğü kusursuz imkânsızlık dolayısıyla ortadan kalkar.1

Ancak şu an gündemde olan salgın hastalık tehdidi durumunda ifa imkânsızlığından bahsetmek söz konusu değildir, zira alışveriş merkezindeki işyerleri kiracıların kullanımına tahsis edilmiş durumda olduğundan kiracının kira borcunu ödeme yükümlülüğünün ortadan kalktığını söylemek mümkün olamayacaktır. Fakat mağazada stok kalmaması ve yeni ürün sevkiyatının yapılamaması, müşteri sayısının yok denilecek sayıda azalması, çalışanların izin kullanarak mağazanın açılamayacak duruma geldiği gibi hallerde Türk Borçlar Kanunun 138. Maddesi kapsamında aşırı ifa güçlüğünden söz etmek mümkün olabilecektir. Bu durumda kira bedelini ödeme borcu imkânsız hale gelmemekle beraber, değişen koşullar sebebi ile sözleşmede belirlenen kira bedelinin aşırı ifa güçlüğü nedeni ile uyarlanmasını, bu mümkün olmadığında sözleşmeden dönmenin Mahkemeden talep edilebilmesi gündeme gelebilir. Ancak şunu da eklemek isteriz ki, sözleşmenin uyarlanması geçici durumlar için getirilmiş hukuki bir müessese değildir. Bu nedenle, salgın hastalık tehdidinin süresi, alınacak önlemler ve sürecin iş hayatını nasıl ve ne kadar süre ile etkileyeceği göz önüne alınarak durumun değerlendirilmesi, süreklilik kazanacağı ya da çok uzun süre ile gündemde kalacağı durumlarda sözleşmenin uyarlanması davasının gündeme gelebileceği kanaatinde olduğumuzu iletmek isteriz.

Özetle borcun yerine getirilmesinin dürüstlük kuralı uyarınca borçludan beklenemeyecek olması koşuluna ilişkin değerlendirmede, somut olay bakımından salgın hastalık tehdidinin günlük yaşama etkisi, edimlerinin ifasının objektif olarak mümkün olup olmadığı ve mevcut koşullarda söz konusu edimlerin ifasının borçludan talep edilebilir olup olmaması göz önünde bulundurularak karar verilmesi gereklidir.

Çalışmanın sizler için faydalı olmasını dileriz.

Herhangi bir sorunuz olması halinde bizimle iletişime geçebilirsiniz.


 

1 Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, Cilt I/2,4. Tıpkıbasım, İstanbul 2008, sf. 170).