ekibimiz-s

DOKTRİN VE YARGI KARARLARI IŞIINDA HAKARET VE ELEŞTİRİ AYRIMI VE BAŞVURULABİLECEK HUKUKİ YOLLAR

  1. GİRİŞ:

Kişi, hukuk düzeninin en önemli öznesidir. Hukuk biliminin varlık nedeni olan kişi hak ve borçlara sahip olabilen özel ve tüzel kişileri ifade etmektedir. Teknolojideki hızlı ilerlemeler, insanların birbirleri ile olan iletişimlerindeki artış, yazılı ve görsel basının gelişmesi ve internet kullanıcılığının çok geniş kitlelere yayılmasıyla beraber kişilik hakkı ihlallerinin sayısı artmaktadır. Özellikle anonim olmanın kolaylığı, kişilerin bulundukları yerin veya kimliklerinin tespit edilemeyeceğine olan inancı sebebiyle sosyal medya ve internet üzerinden gerçekleşen ihlallerin sayısının her gün arttığı görülmektedir. Huzurunuzdaki bu çalışma ile Türk Hukuku kapsamında konu ile ilgili düzenlemeler, emsal yargı kararları ve doktrin görüşleri çerçevesinde incelenecek ve izah edilecektir. Kişilik haklarının ihlal edilmesi nedeniyle hem özel hukuk hem de ceza hukuku yönünden başvuru yapılması mümkündür.  Bahsi geçen bu hukuki yolları kısaca izah etmek gerekirse;

  1. ÖZEL HUKUK YOLLARI:
  1. TÜRK MEDENİ KANUNU 25. MADDE:

Türk Hukuku’nda kişilik haklarının ihlal edilmesi nedeniyle başvurulabilecek özel hukuk yollarını anlatan temel düzenleme Türk Medeni Kanunu’nun 25. maddesinde yer almaktadır. Kanun koyucu kişilik haklarının saldırıya uğraması sürecinin her esnasında mağdur kişinin haklarını korumayı amaçlamaktadır. Örneğin henüz ihlal gerçekleşmemiş; ancak ihlal tehlikesi oluşmuş ise bu tehlikenin önlenmesi, sürmekte olan bir saldırıya son verilmesinin sağlanması, sona ermiş fakat etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespiti gibi çeşitli yollar ile her aşamasında kişilik hakları ihlaline engel olunmak istenmiştir. Bu yolları kısaca izah etmek gerekirse;

  1. Saldırının Önlenmesi Davası; Özellikle birkaç gün önceden duyurusu yapılan ve açıklanması halinde kişilik haklarının zedeleneceği açıkça ortada olan hallerde bu dava açılarak karşı tarafa “yapmama” yükümlülüğü yüklenmesi söz konusudur.
  2. Saldırının Durdurulması Davası; Kişilik hakkı ihlalinin ortadan kaldırılması için açılacak dava saldırının durdurulması davasıdır. Saldırının durdurulması davasının hedefi, “devam etmekte olan” hukuka aykırı durumun sona erdirilmesi olup kusur ve zarar şartı aranmamaktadır. Yalnızca dava konusu eylemin hukuka aykırı olması yeterlidir. Dava tarihinde bitmiş veya henüz başlamamış olan ihlaller için bu dava açılamaz. Durdurma davasında verilecek karar ile hukuka aykırı durum ortadan kaldırılacak, yani saldırının ortadan kaldırılması ve bir daha saldırıda bulunulmamasına karar verilmektedir.
  • Hukuka Aykırılığın Tespiti Davası; Kişilik hakkı ihlallerinden korunmak için açılabilecek davalardan biri de hukuka aykırılığın tespiti davasıdır. Kişilik hakkına saldırının gerçekleştiği veya sona ermesine rağmen etkisinin devam ettiği durumlar ile birlikte bir saldırının varlığı ya da saldırıda bulunulacağını belirlemek amacıyla hukuka aykırılığın tespiti davası açılabilir. Sosyal medyada gerçekleşen bir kişilik hakkı ihlalinin tespiti davası açılabilmesi için, kişinin istediği hukuki korunmayı diğer dava çeşitlerinden biriyle sağlayamıyor olması gereklidir.
  1. TÜRK BORÇLAR KANUNU 58. MADDE:

Kanun koyucunun tek amacı, kişilik haklarının ihlalini önlemek ya da var olan ihlalin son bulmasını sağlamakla sınırlı değildir. Nitekim söz konusu ihlal sona ermiş olsa dahi ihlalden kaynaklanan maddi- manevi zararların tazmin edilmesi gerektiği hususu TBK’nın 58. Maddesinde hükme bağlanmıştır.

  1. Maddi Tazminat Davası; Kişilik hakkında internet ve sosyal medya gibi ortamlardaki yayınlar veya paylaşımlar, gönderilen e- postalar ile saldırı nedeniyle gerçek veya tüzel kişilerin müşteri kaybı, şirket hisselerinin değer kaybı, tiraj azalması, satışlardaki azalma, iş kaybı gibi zararlar gerçekleşebileceğinden maddi tazminat için aranan unsurların varlığının ispatı halinde zararın tazmini gerekir. Maddi tazminat talep edilebilmesi için gerekli unsurlar;
  1. Hukuka aykırı davranış
  2. Kusur
  3. Maddi Zarar
  4. İlliyet Bağıdır.

Türk Hukuku’nda “tazminatın zenginleştirmesi yasağı” ilkesinden kaynaklı olarak maddi zarar doğmayan bir olayda maddi tazminata hükmedilmesi mümkün değildir. Maddi zararın meydana geldiği hallerde de talep edilebilecek tazminat tutarının üst limiti, meydana gelen zararın maddi tutarıdır.

  1. Manevi Tazminat Davası; Hukuka aykırı bir eylem nedeniyle bireyin yaşadığı üzüntü, elem ve yıpranmanın yol açtığı manevizararların giderilmesini amaçlayan bir dava türüdür. Kişilik haklarına hukuka aykırı şekilde saldırılması nedeniyle toplum içinde küçük düşen, bu durum nedeniyle belirli bir acı, elem çeken kişinin başvurabileceği hukuki yoldur. Manevi zarar talep edilebilmesi için aranan şartlar;
  1.  Hukuka aykırı davranış
  2.  Kusur
  3.  Manevi Zarar
  4.  İlliyet bağıdır.

Bu dava kapsamında ispat edilmesi gereken husus, kişilik haklarına saldırılması nedeniyle manevi olarak acı çektiği hususudur.

Türk Hukuku’nda maddi ve manevi tazminat isteminin kabul edilebilmesi için Yargıtay ve doktrin tarafından geliştirilmiş birtakım ölçütler bulunmaktadır.

Öncelikle yukarıda belirtildiği üzere maddi tazminat bakımından dikkat çekilmesi gereken husus mutlaka maddi zararın var olması gerektiğidir. Maddi olarak bir kayıp söz konusu değilse bu tazminat talebinde bulunulması mümkün değildir. Maddi olarak bir zarara uğrandığı konusunda ispat yükü ise tazminat talep eden gerçek/ tüzel kişinin üzerindedir.

Ayrıca dava konusu kişilik hakkının ihlalini teşkil eden beyanların “eleştiri” veya “ağır eleştiri” kapsamında kalmaması gerekmektedir. Nitekim bir kişinin beyanları nedeniyle diğer kişinin kişilik haklarının ihlal ettiğini öne sürdüğü hallerde; kişilik hakları ile ifade özgürlüğü hakkı karşı karşıya gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu konuda; “İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS’nin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın “demokratik toplum” olmaz ( Handyside, parag. 49, başvuru no: 5493/72, 07.12.1976).” Şeklinde hüküm kurmuştur. Bu karardan da anlaşılacağı üzere ifade özgürlüğü, zaman zaman iyi karşılanmayan, yöneltildiği kimsenin rahatsız olabileceği ifadeleri de kapsamaktadır. Bir ifadenin kişilik haklarını ihlal edebilmesi için yalnızca yöneltildiği kişinin aleyhine olması yetmez. Ayrıca eleştiri boyutlarını da aşması gerekmektedir.

Bir başka ölçüte göre; kişilik haklarını ihlal ettiği iddia edilen beyanın yöneltildiği kişinin toplum nezdindeki konumu da tazminata hükmedilmesi kapsamında önem arz etmektedir. Bu yönde Yargıtay’a göre topluma mal olmuş sanatçı, siyasetçi, önemli iş insanları gibi kimselerin katlanması gereken eleştiri sınırının daha geniş olması kaçınılmazdır. Emsal olması nedeniyle;

“… Somut olaya gelince; davacı, kamuoyu tarafından tanınmış bir iş adamı olup gerek özel yaşantısı, gerekse iş adamı kimliği ile basında sık sık yer almaktadır. ..Köşe yazısında yer alan ve mahkemece tazminat gerektiği benimsenen ifadeler, bütün halinde değerlendirildiğinde; eleştiri mahiyetinde olup yazarın değer yargısını içeren ifadelerdir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da değer yargılarının kısıtlanamayacağına vurgu yapılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, olaylar ve değer yargılarını birbirlerinden ayrı irdelemektedir. AİHM, basının, “doğruluğunu kanıtlaması koşuluyla eleştirel yargılarda bulunabileceği” savını dahi reddetmiştir. Bunun, sözleşmenin 10. maddesiyle teminat altına alınan fikir özgürlüğünün özüne aykırı olduğunu vurgulamıştır. Bununla birlikte, basının belli ölçüde abartma, hatta tahrik etme ve polemik olarak kabul edilebilecek kişisel açıdan taşkın ifadeler kullanma hakkını da kabul etmiştir. Açıklanan nedenlerle, yazıda kullanılan sözler kişilik haklarına saldırı niteliğinde kabul edilemez…”( Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2014/11790, K. 2015/4341, T. 7.4.2015)

Benzer ve istikrarlı kararlarıyla AIHM ve AYM; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde; ifade özgürlüğüne konu açıklamanın kamu yararına dair bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, haber veya makalenin konusu, ilgili kişinin daha önceki davranışları, yayının içeriği, şekli ve etkileri, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ve uygulanan yaptırımın niteliğini dikkate almaktadır. Bunun yanında aynı yargı makamları, ifade özgürlüğü ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin çatışması hâlinde şöhret ve itibarı söz konusu olan kişi, iş dünyasında tanınan magazinsel anlamda dikkat çeken biri olması sebebiyle kendisine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmek ve daha geniş bir hoşgörü göstermek zorunda olduklarını ayrıca ifade etmektedir” ( AIHM, Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 42 ); ( AYM.; A. Rıza Üçer ( 2 ), B. No: 2013/8598, 2/7/2015, § 56).

“Davaya konu twitter hesabından davalının “…Tamam dava aç. Para verelim. Bu Büyüklenme, bu kibirlenme ne öyle. Para bu kardeşim. Ellerimizin kiri, bulur veririz Bakan kardeşlere…” şeklinde ileti paylaştığı görülmüştür. Dava konusu sözlerin söylendiği sosyal paylaşım sitesindeki davalıya ait beyanlar bir bütün olarak incelendiğinde; davacının kişilik haklarına yönelik olmayan sert eleştiriler olduğu, siyasi bir kişilik olan davacının hakkında yapılan sert eleştirilere katlanması gerektiği, beyanların tümünün eleştiri sınırları içinde kaldığı anlaşılmaktadır.” ( Yargıtay, 4. Hukuk Dairesi, E. 2012/14236, K. 2013/12309, T. 26.6.2013)

Şu ana kadar iletmiş olduğumuz kararlar tazminat istemine ilişkin Türk Borçlar Kanunu kapsamında paylaşımlar olup, konuyu işçi-işveren ilişkisinde eleştiri sınırları bakımından da irdelemek isteriz. Şöyle ki; aşağıda emsal olarak ileteceğimiz 9. ve 22. Hukuk Dairelerinin kararlarında işçi tarafından işveren aleyhine sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlar nedeni ile iş akdi feshi halinde Yargıtay yapılan paylaşım içeriğinin haklı ya da geçerli nedenle feshe konu olup olmamasını irdelerken, bu kapsamda öncelikle paylaşım içeriğinin Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil edip etmediğini, eleştiri sınırları içinde kalıp kalmadığını değerlendirmiştir. Anılan kararlarda haklı nedenle fesih hususu tartışılmış ise de, karar içeriğinde işçinin yönetime ve yöneticilere olan sosyal medya paylaşımlarının hangilerinin eleştiri sınırları içinde kaldığının hangilerinin ise hakaret kapsamında değerlendirildiğinin tespiti adına önemlidir.

Emsal olması nedeniyle;

“Davacının sosyal medya uygulaması üzerinden “iki kelimeyi bir araya getirip cümle kuramayan adamlar müdür olursa basit bir resmi yazıya cevap yazmayan geri zekâlılar şef olur …’de iş hayatı saçma sapan ilerliyor” şeklinde paylaşımda bulunması üzerine , söz konusu paylaşımın hakaret ve sataşma içermesi nedeni ile  işverene haklı fesih imkanı verdiği yönünde karar tesis edilmiştir.( Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ‘nin 2015/27643 E. – 2016/7929 K. sayılı ve 31.03.2016 T.)

“ Birçok banka çalışanlarına ödeyerek atlatırken bizim bankamız da bize ödeme şansı varken, devlete ödeyerek atlattığını biliyor muydunuz” ve “ soranlara aldığı maaşı söylemekten utanan kaç kişiyiz? Bu yorumu beğenenlerden sayalım” şeklinde paylaşımlarda bulunmuş, ayrıca bir arkadaşının yazmış olduğu “Yeni bomba. Herkesin bildiği üzere tüm şube müdürlerine araç veriliyor. Kiralama firmalarından biri olan …. Otomotivin yetkililerinden biri de …….. Belki rastlantıdır ama ben pek öyle sanmıyorum. Resmen siz eşek gibi çalışın siz ağlayıp sızlayın umurumuzda değilsiniz üst düzey yöneticiler olarak sizleri sömürmeye devam edeceğiz deniyor” şeklindeki paylaşıma davacının “Dostum iddian tamamıyla doğruymuş www……com.tr’ye girip hakkımızda bölümünden üst yönetim bölümü seçilince yöneticiler arasında ismi ve resmi mevcut kendisini, inanmayanlar bakabilir” şeklinde yorum yapması ve iş akdinin bu olay nedeni ile feshi üzerine açılan davada… davacının feshe konu edilen internet yazışmalarının sosyal paylaşım sitesinde belli bir grup içerisinde yaptığı, bu yazışmaların ağır eleştiri niteliğinde olmakla birlikte ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, bu sebeple yapılan feshin geçersiz olduğu”( Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin E. 2016/16290, K. 2016/17802, 14.06.2016 tarihli kararı)

Şunu önemle belirtmek gerekir ki, işçinin eleştirisinin işlerin yürüyüş tarzı ile alakalı olduğu, hakaret ve saygısızlık niteliğinde olmadığı durumlarda, sadece bu nedenle yapılan fesih geçersiz sayılmaktadır.

2005/641, 13.01.2005 tarihli kararında işçinin genel müdürüne karşı “dosyalarımı imzalamıyorsunuz. İşlerimi engelliyorsunuz, ihaleleri geciktiriyorsunuz, bize dört yıl kaybettirdiniz, buna ne hakkınız vardır, böyle yöneticilik olur mu” şeklinde beyanı nedeniyle iş sözleşmesinin feshi geçersiz bulunmuştur. Kararda buna gerekçe olarak da “davacının on yıldır davalı işyerinde çalıştığı, satın alma müdürü olduğu, toplantıda genel müdüre karşı söylediği bu sözlerin hakaret ya da saygısızlık niteliğinde olmadığı, kurumun ve işlerin yürüyüş tarzına yönelik eleştiri niteliğinde bulunduğu anlaşılmıştır.” ifadelerine yer verilmiştir. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Esas 2004/31588 Karar K. 2005/641, T. 13.1.2005)

Yine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin Esas Numarası: 2008/36374, Karar Numarası: 2009/15159, 01.06.2009 tarihli kararında;

 “Yapıcı ve objektif ölçüler içerisinde belirli bir uzmanlık alanı ile ilgili eleştiri ya da işletmedeki bozukluk ya da uygunsuzluklara ilişkin eleştiri söz konusu olduğunda geçerli fesihten bahsedilemez.” hükmüne yer verildiği görülmektedir.

“ Davacının iş sözleşmesinin, kendisine ait sosyal medya hesabından 09/09/2016 tarihinde yaptığı “Bütün arkadaşlarımın dikkatine işte bakın ne kadar büyük bir firmada çalıştığımızı bir kez daha bizlere ifade ettiler, bizler bu kadar aşağılanacak ne yaptık bilmiyorum…..” şeklindeki paylaşımı ve paylaşım ekinde de davalı şirket ile aynı tesiste faaliyet gösteren … Otomotiv Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi firmasının kendi çalışanlarına yönelik yazdığı yazıyı paylaşması nedeniyle feshedildiği anlaşılmaktadır. Dava konusu olayda davacı tarafından sosyal medya hesabında yapılan paylaşımın hakaret ve sataşma niteliğinde olmadığı, yakınma niteliğinde olup eleştiri sınırları içinde kaldığı, başka bir ifadeyle davacının davranışının tek başına 4857 Sayılı Kanun’un 25. Maddesi kapsamında haklı neden ağırlığında olmadığı, 4857 Sayılı Kanun’un 18. Maddesi kapsamında yapılan değerlendirmede de söz konusu paylaşımın iş ilişkisinin devamını çekilmez kılacak nitelikte bulunmadığı, davacının yaptığı bu paylaşım nedeniyle işverenin işletmesel menfaatlerinin zarar gördüğüne, çalışma düzeninin bozulduğuna ilişkin de bir delil bulunmadığı, buna göre davacının yaptığı paylaşımın işverene haklı nedenle fesih imkânı vermeyeceği gibi geçerli nedenle fesih imkânı da vermeyeceği anlaşılmıştır.” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2019/3100 K. 2019/19483 T. 11.11.2019)

“Davacının iş sözleşmesinin, kendisine ait sosyal medya hesabından 30/06/2016 tarihinde yaptığı “Uzun yıllardır bir fiil gece gündüz demeden saygı ve sevgi ile hizmet verdik. Gerçekten saygımız çok büyüktü, yatağımıza yattığımızda içimiz rahattı, saygımız o kadar büyüktü ki zamanında hizmet verdiğimiz yer sadece bir sorun yüzünden 4 saatlik hizmet verememişti. Biz ki saygımızdan minnet borcu adı altında özel zamanımızdan feragat edip bu 4 saatlik kaybı el birliğiyle kapattık. Burası bizim ailemizdi. Biz ki uzun yıllardır bayram seyran demedik hep birlikte bir aile olduk ya da olduğumuzu sandık. Fark ettim ki bize yaşattıklarınızla siz bizdeki saygımızı öldürmüşsünüz. Daha 2 gün olmadı bir kısmımız ölümle burun buruna geldik ama kimse yine de saygısını yitirmeden yerini aldı. Bize uzun uzun anlatıldı ve üstüne basa basa kimse 0 almayacak dendi ama ne yazık ki sizler bizim üstümüze basa basa bu 0’ları her şeye rağmen bize reva gördünüz. Bugün hesabıma baktım ki ne yazık. Tam da şu mübarek zamanda tam da bayram üstü bu bize reva mıdır? Bize bunları yaşatan, destek veren, imkan tanıyan her kim ise sizler bizim ve evlatlarımızın rızkıyla oynadınız. Dilerim Rabbim’den sizlerde bunları yaşamadan can veremezsiniz. Şu mübarek günde eğer ki toplu iğnenin ucu kadar hakkım geçtiyse bile asla ve asla helal etmiyorum.” şeklindeki paylaşımı nedeniyle feshedildiği anlaşılmaktadır. Dava konusu olayda davacının savunmasının içeriği de dikkate alındığında, davacı tarafından yapılıp paylaşılan yorumun hakaret ve sataşma niteliğinde olmadığı, davacının paylaştığı yorumunda primlerin ödenmemesine yönelik olarak hislerini, düşüncelerini ve eleştirilerini açıkladığı, davacının davranışının tek başına 4857 Sayılı Kanun’un 25. Maddesi kapsamında haklı neden ağırlığında olmadığı, 4857 Sayılı Kanun’un 18. Maddesi kapsamında yapılan değerlendirmede de söz konusu paylaşımların iş ilişkisinin devamını çekilmez kılacak nitelikte bulunmadığı, davacının yaptığı bu paylaşım nedeniyle işverenin işletmesel menfaatlerinin zarar gördüğüne, çalışma düzeninin bozulduğuna ilişkin de bir delil bulunmadığı, buna göre davacının yaptığı paylaşımın işverene haklı bir nedenle fesih imkânı vermeyeceği gibi geçerli nedenle fesih imkânı da vermeyeceği anlaşılmıştır. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesince feshin geçerli nedene dayandığından bahisle davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2019/1405 K. 2019/14318 T. 26.6.2019)

Emsal kararlar incelendiğinde görüleceği üzere bir kimse aleyhine maddi ve/veya manevi tazminat talebi ile dava açıp olumlu netice elde edebilmek için yapılan yorumların eleştiri sınırlarını aşması gerekmektedir. Yargıtay tanınmış iş insanlarının kendileri hakkında yapılan yorumlara daha açık olması gerektiği, eleştiri ifadesinin daha geniş yorumlanacağını belirtmektedir. İşçilerin işverenleri/yöneticileri hakkında sarf ettiği hakaret içermeye beyanları yukarıdaki örnek kararlardan da anlaşılacağı üzere eleştiri sınırında kabul edilmiştir.

  1. ANAYASA’NIN 32. MADDESİ:

Düzeltme ve cevap hakkı, Anayasa’nın 32. Maddesinde temel hak ve hürriyetler arasında sayılmış, kişilerin kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde kullanılabileceği düzenlenmiştir. Kişilik hakkının ihlali niteliği taşıyan yayınların gerçek olmadığına ilişkin açıklamalar cevap, yayınlardaki gerçek dışı unsurların düzeltilmesine ilişkin açıklamalar ise düzeltme olarak tanımlamaktadır. Düzeltme ve cevap hakkı sadece mahkemeden değil, ilgili yayın kuruluşundan da istenebilmesi ve kusur gibi manevi tazminat şartlarının aranmaması bakımından manevi tazminattan farklı bir nitelik taşır. Bu nedenlerle, düzeltme ve cevap hakkının koruyucu ve tazminat davaları dışında, kişiliği koruyan kendine özgü bir hukuki müessese olduğunun kabul edilmesi gerekir.

  1. UNUTULMA HAKKI:

Unutulma hakkı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında açıkça düzenlenmemiştir. Bununla birlikte Anayasa’nın “Devletin temel amaç ve ödevleri” başlığı altında düzenlenen 5. maddesinde “insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak” ifadesi ile devlete pozitif bir yükümlülük yüklenmiştir. Bu yükümlülük bağlamında Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen kişinin manevi bütünlüğü bağlamında şeref ve itibarının korunması hakkı ve Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile birlikte düşünüldüğünde, devletin bireye geçmişte yaşadıklarının başkaları tarafından öğrenilmesi engellenerek “yeni bir sayfa açma” olanağı verme hususunda bir sorumluluğu olduğu açıktır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay, önüne gelen uyuşmazlıklarda unutulma hakkının kullanılıp kullanılamayacağını, kişiye ait kişisel verilerin aleyhe kullanılması ya da kişinin geçmişinde olumsuz bir görünüm yaratmak amacıyla yapılmış eleştiri ölçütünü kullanmakta; yalnızca eleştiri gibi ifade özgürlüğü sınırları kapsamında kalan hususlarda bu hakkın kullanılamayacağına hükmetmektedir. Emsal olması nedeniyle;

“…Unutulma hakkına gelince; unutulma hakkı ve bununla ilişkili olan gerektiği ölçüde ve en kısa süreliğine kişisel verilerin depolanması veya tutulması konuları, aslında kişisel verilerin korunması hakkının çatısını oluşturmaktadır. Her iki hakkın temelinde bireyin kişisel verileri üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini, geçmişin engeline takılmaksızın geleceğe yönelik plan yapabilmesini, kişisel verilerin kişi aleyhine kullanılmasının engellenmesini sağlamak yatmaktadır. Unutulma hakkı ile geçmişinde kendi iradesi ile veya üçüncü kişinin neden olduğu bir olay nedeni ile kişinin geleceğinin olumsuz bir şekilde etkilenmesinin engellenmesi sağlanmaktadır…Yukarıda yapılan açıklamalar ve genel ilkeler bağlamında somut olay değerlendirildiğinde; Başvuruya konu haberlerin ilk kez yayınlandıkları tarihte, herhangi bir eleştiri veya yorum yapılmaksızın internet üzerinde yorumsuz biçimde yayınlanmalarının, olay tarihinde kişilik haklarına karşı bir saldırı veya ihlal içermediği, bu haliyle ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceği… (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/6/2015 tarihli ve E.2014/4-56, K.2015/1679 sayılı kararı)

“Unutulma hakkı, internet ortamında bir haberin uzun süredir kolayca ulaşılabilir olması nedeniyle kişinin şeref ve itibarının zedelenmesi durumunda gündeme gelmektedir. Bu hakkın amacı, internetin yaygınlaşması ve sağladığı imkânlar nedeniyle ifade ve basın özgürlükleri ile kişilerin manevi varlığının geliştirilmesi hakkı arasında gerekli hassas dengenin kurulmasını sağlamaktır. O hâlde bu yol, internet ortamında haber arşivini koruma altına alan basın özgürlüğünün ve halkın haber ve fikirlere ulaşma özgürlüğünün özüne dokunmayacak ve aynı zamanda hak sahibinin çıkarlarını koruyacak şekilde kullanılmalıdır.” (Anayasa Mahkemesi 3/3/2016 tarihli N.B.B. tarafından yapılan bireysel başvuru (B. No: 2013/5653)

  • CEZA HUKUKUNDAN KAYNAKLANAN YOLLAR:
  1. TÜRK CEZA KANUNU (‘TCK’) KAPSAMINDA SUÇ DUYURUSU:

Yukarıda I. Numaralı başlık kapsamında izah edilen hukuki başvuru yollarının yanında kişilik haklarını ihlal eden ifadelerin bir suç ihtiva etmesi halinde ayrıca savcılığa suç duyurusunda da bulunmak mümkündür. Uygulamada en çok karşılaşılan durum; kişilik haklarını ihlal eden beyanların aynı zamanda hakaret suçunu oluşturmasıdır. TCK 125 düzenlemesine göre hakaret suçu iki şekilde işlenebilir; Bir kişinin onur, şeref ve saygınlığını zedeleyecek derecede o kişiye somut bir fiil isnat etmek. Bir kişinin onur şeref ve saygınlığını zedeleyecek derecede o kişiye sövmek. Hakaret suçu için öngörülen temel ceza TCK 125’e göre, 3 ay ile 2 yıl arasında değişen hapis cezası veya bunun yerine adli para cezasıdır. Ancak sosyal medya üzerinden işlenen hakaret suçunda cezayı artırıcı hal söz konusudur. Buna göre TCK 125/3 hükmüne göre hakaret suçunun alenen işlenmesi durumunda temel cezada ⅙ oranında artırım yapılır. Yani sonuç olarak sosyal medya hakaret cezası 3,5 ay ile 28 ay arasında değişecek ya da bunun yerine gene ⅙ oranında artırılmış adli para cezasına da hükmedilebilecektir. Yargıtay, önüne gelen uyuşmazlıklarda “…Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.” Şeklinde karar vermektedir. (Yargıtay, Ceza Genel Kurulu, E. 2017/18-1187, K. 2020/88, T. 11.2.2020)

Aynı yönde “”Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Bu şekilde kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. ( Yargıtay, Ceza Genel Kurulu, E. 2018/18-462, K. 2020/143, T. 27.2.2020)

  1. 5651 SAYILI KANUNDA ÖNGÖRÜLEN İÇERİĞİN ÇIKARILMASI VE ERİŞİMİN ENGELLENMESİ:

Bir kimsenin kişilik haklarını ihlal edecek şekilde video, resim, haber, yorum vb. içeriklerin internet ortamında paylaşılması halinde, kişilik hakkı ihlal edilen kişi içeriğin çıkarılmasını veya erişimin engellenmesini isteyebilir (5651 sayılı Kanun m.9/1). Kişilik haklarının ihlali, hukuken bireye karşı işlenen bir “haksız fiil” olarak kabul edilmektedir. Kişilik haklarına yapılan her saldırı bir haksız fiildir, ancak her haksız fiil suç teşkil etmez. Suç teşkil etmese bile internet yayını üzerinden yapılan her türlü kişilik hakkı ihlali nedeniyle erişimin engellenmesi kararı verilebilir. Örneğin, bir kimsenin çevresine zararlı ve kötü bir insan olduğu, borçlarını ödemediği, yalan söylediği şeklinde internet üzerinden yapılan bir yorum, kişilik haklarının açık bir şekilde ihlali niteliğinde olup hak ihlaline uğrayan kişi ilgili yorumun kaldırılması ve erişimin engellenmesi talebinde bulunabilir.

Özetle; kişilik haklarının zedelenmesi kapsamında başvurulacak hukuki- cezai tüm başvurularda yargı makamlarınca değerlendirilecek husus, davaya konu edilmiş ibarenin Anayasa’da tanımlanan temel hak ve hürriyetlerden olan ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğidir. Zira her ne kadar yöneltildiği kişi aleyhine beyanlarda bulunulsa da işbu beyanların hakaret, tahkir edici beyan boyutuna ulaşmaması durumunda mahkeme tarafından başvuran lehine bir karar verilmesi mümkün değildir.

  1. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

Türk Hukuku’nda kişilik haklarının saldırıya uğraması konusu kanun koyucu tarafından hem özel hukuk hem de kamu hukuku bakımından ele alınmış olup bu kapsamda başvurulabilecek birden çok hukuki çare bulunmaktadır. Başvurulması halinde en faydalı sonucun alınabileceği hukuki yol ise her somut olayın kendi özelliklerine göre belirlenmelidir. Nitekim hakaret suçu nedeniyle suç duyurusunda bulunulmasını gerektirecek ölçüde ağır olmayan bir beyan yine de kişiyi küçük düşürücü, rencide edici ve eleştiri kapsamını aşar nitelikte ise işbu beyan hakkında manevi tazminat davası ikame etme yoluna gidilebilecektir. Ancak hem hukuki hem cezai yollar bakımından bir beyanın kişilik hakkını ihlal etmesi için belirli ölçütler getirilmiştir. Bu ölçütler genel itibariyle; “eleştiri ölçütünün üzerinde kalma”, “onur, şeref ve saygınlığı rencide etme” “ifade özgürlüğü sınırları dışında kalmak olarak özetlenebilir. Gerçekten gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin gerekse Türk Yüksek Mahkemelerinin konu hakkında en çok tartıştıkları husus, aleyhine dava ikame edilen kişinin beyanının ifade özgürlüğü kapsamında olup olmadığı sorunudur. Zira yöneltildiği kişinin aleyhine olan ve rahatsız edici nitelikte her beyanın kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Zira kişilerin eleştiriye açık olmaları ve bu eleştirilerin karşı tarafça özgürce dile getirilebilmesi çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin demokratik toplumun en temel gerekliliklerindendir. Sonuç olarak; internet ortamında kişilik hakları ihlal edilen kimse cezai soruşturma ve kovuşturma için ilgili makamlara başvurabileceği gibi birtakım özel hukuk davaları da açabilecektir. Bu davalar, TMK’nın m.25’te ifade edilen önleme, durdurma, tespit davaları, TBK’nın 58. Maddesinde yer alan maddi, manevi tazminat davalarıdır. Ayrıca ilgili kişi Anayasa’nın 32. Maddesi kapsamındaki cevap verme hakkını ve yeni bir doktrin kavramı olan unutulma hakkını kullanma yollarına da başvurabilecektir.

Çalışmayı sizlere faydalı olması amacıyla bilgilerinize sunarız.